SON DAKİKA

Keşan Haber
Keşan Gardenya Çiçekçilik

Neden Yaşar Kemal

Neden Yaşar Kemal
Bu haber 15 Mart 2015 - 0:25 'de eklendi ve 70 kez görüntülendi.

Ahmet AK 0 533 3423055 ahmet.ak.315080@facebook.com Neden Yaşar Kemal Bir söyleşide “Ben Adana’daki bütün evleri tek-tek dolaştım” dediğinde, “Yapmayın canım!” gibisinden bir söz söyleyen sunucuya; “Doğru söylüyorum, iki sene tüpçülük yaptım ben.” diyen Yaşar Kemal, kendi anlatımıyla; yıllarca muhabirlik yapmış, köy-köy dolaşmış. Şunu anlıyoruz ki; Yaşar Kemal olmak için hayatın ta içinde ve hatta dibinde olmak var. “Ümit” kelimesini ilk kez Adana’dan duyduğu ve bildiği şekliyle “umut” olarak kullanıp Türkçeye kazandırmak ve “Usta Yazar” olmak böylesine bir şey olmalı. Sözcükleri kendinden uydurmadığı için olsa gerek, yazdığı her eser başlı başına “Türkçe zengin bir dil değil…” diyenlere yanıt niteliğindedir. * O dönemde şiirleri Adana Halkevi’nin yayını olan “Görüşler Dergisi”nde yayımlandı. Ortaokulun son sınıfındayken okulu bırakmak zorunda kaldı, çeltik tarlalarında su bekçiliği, amele başı, ırgatlık yaptı. Arzuhalcilik, vekil öğretmenlik, kütüphane memurluğu da… Tam da o yıllarda “Ülke”, “Kovan”, “Millet”, “Beşpınar” dergilerinde şiirleri gün yüzüne çıktı. 1923’te Adana’da, Osmaniye, Hemite (Gökçedam) köyünde doğduğu bilinir. Hemite köyü, Çukurova’nın yukarı kısmında Osmaniye’ye yaklaşık 23 km uzaklıktadır. Köyün yakınlarında Hitit ve Bizans İmparatorluğundan kalma “Hemite Kalesi” bulunur. Yaşar Kemal buradan kalkıp 1951 yılında İstanbul’a yerleşerek, Cumhuriyet Gazetesi’nde fıkra ve röportaj yazarlığı yapmaya başlar. İlk romanı “İnce Memed” ile 1955 yılında Varlık Roman Ödülü kazanır. Eserlerinde Toroslar’ı, Çukurova’yı, Çukurova insanının acı yaşamını, ezilişini, sömürülüşünü, kan davasını, ağalık ile toprak sorununu çarpıcı bir biçimde kaleme alır. Yaşar Kemal’in, 29 dilde yayımlanmış kitaplarıyla dünya edebiyatında da çok önemli bir yeri olduğu tartışmasızdır. * “Okumak ne güzel bir şeymiş!” dedirtecek kadar yaşamın içinde olan yazar, “İnce Memed” olmasaydı gerçekten biz yine aynı biz olur muyduk, diye sormadan geçilemeyecek bir anıt isimdir. Yaşamın öylesine içindeydi ki Yaşar Kemal, “ağıt” toplamak için halkın arasına karışmış fakat kimse ağıt toplamada yardım etmeyince türkü söylemiş ve “Âşık Kemal” diye anılmaya başlamış… Böylece çok sayıda (bin kadar) ağıt toplamış, topladığı bu ağıtlar “zararlı düşünceler” içerdiği öne sürülerek polis tarafından yakılmış. Yalçın Küçük’ün aktarımıyla; Nazım Hikmet Moskova’da iken Yaşar Kemal, sürekli “Geliyorum, az kaldı bekle…” haberleri yollamaktadır. Ancak Yaşar Kemal, bir türlü Nazım Hikmet’in yanına gidememektedir, kim bilir belki de poliste, soruşturmalarda, mahkemelerde, hapislerle cebelleşmeyi tercih etmektedir. * “Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi… Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. (…) Ben etle kemik nasıl biri birinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum.” diyen Yaşar Kemal’e “Efendim, böyle korumasız gezmekten korkmuyor musunuz?” diye sorulur. O, gür sesiyle “Ne korkacam yahu!” yanıtını verir. Sonra da asıl mesajını vermek amacıyla olsa gerek; “Sizler korursunuz beni…” Ey Koca Çınar! … * * * 2002 yılında Hürriyet’te yayımlan bir söyleşide Yaşar Kemal; “Romancı, laboratuarda çalışanlar gibi çalışmaz. Yurdumuzda böyle birçok ada boşaltılmış, sonra dolmuştur. Bir ada hikâyesi benim çocukluğumdan bu yana içinde bulunduğum sürgün, ailemin biraz da macerasıdır. Ailem, Birinci Dünya Savaşı’nda, Rus Ordusu’nun Doğu Anadolu’ya girmesinden dolayı Van’ın Ernis köyünden kaçıp Çukurova’ya gelmiş, Osmaniye ilinin Hemite Köyüne yerleşmiştir. Onların memleket hasretinin ne müthiş bir acı olduğunu biliyorum.” der. Onun anlatımıyla; Birinci Dünya Savaşı’nda Anadolu’da yer yerinden oynamış. Savaşa girenlerden, savaşta ölenlerden, savaştan geriye kalanların, savaşı yaşayanların durumu daha kötü olmuş. Yalnızca savaşmak bir ölüm, bir yıkım değil, savaşın sonrası daha çok bir yıkım. Hele insanların doğdukları yerden kovulması, ölümlerden de beter, insanın yüreğinin kökünden koparılması gibi… İnanılmaz bir yoksulluk. Ölümler, kırımlar, insanların ister istemez birbirlerine düşmanlığı… Çocukluğundan beri bu konu ilgi alanındadır Yaşar Kemal’in, 1973’te konuyu Paris’te Abidin Dino’ya, İsveç’te Zülfü Livaneli’ye anlatır. Romanlarını her zaman sevdiği, güvendiği arkadaşlarına anlatır. “Ölmez Otu” adlı romanını da yazmadan önce Paris’te buluştuğu Nazım Hikmet’e anlatmıştır. Yaşar Kemal’den öğrendik ki roman, bir laboratuar değildir. “Her yönüyle insan gerçeğine biraz daha, biraz daha ulaşabilmektir.” __________ o __________

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.





POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA