YUNANİSTAN’DA SOYDAŞ GAZETELERE BASKI

Millet gazetesi yayınına ara verdi…

06-06-2013  

Yayınına ara verme kararı alan Millet gazetesinin sahibi Cengiz Ömer, GÜNDEM’e konuştu.

İskeçe merkezli haftalık Millet gazetesi geçtiğimiz günlerde yayın hayatına ara verdiğini duyurdu. Ekonomik ve gazeteyle ilgili bürokratik sıkıntılar ve son dönemde azınlık basınına ve Millet gazetesine yönelik adli kovuşturmanın artması nedeniyle yazılı yayın hayatına ara veren Millet gazetesi, internet yayıncılığına devam edeceğii açıkladı.

Millet gazetesinin bu kararıyla ilgili olarak gazetenin sahibi Cengiz Ömer’le konuştu. İşte Cengiz Ömer’le yaptığımız röportaj:

GÜNDEM: Millet gazetesinin yayınına ara verme kararının sebeplerini anlatırmısınız? Neden böyle bir karara vardınız?

Cengiz ÖMER: Aslında bir çok sebebi var. Bir çok teknik detayı da var. Ancak özetle ve anlaşılır bir şekilde ifade etmek gerekirse; 5 yılı aşkın bir süredir Kalkınma Bakanlığına bağlı Marka Tescil Kurulu’nun bizce siyasi sebeplerden dolayı ‘Millet’ ismini onaylamamasından kaynaklanan sigorta problemi ve buna bağlı olarak kaynaklanan maddi sıkıntılarla birlikte, son dönemde yapılan mali baskınlar ve buna bağlı olarak reklam gelirlerimizin sıfırlanması ve tabii her geçen gün artan mahkeme maratonu ve masrafları ile oluşan mali zorluklar gazetenin durumunu içinden çıkılmaz bir duruma getirdi. Birkaç aydır gerek matbaa gerekse kira ve diğer bazı ödemelerimizi yapamıyorduk. Ayrıca ülkedeki ekonomik kriz de abone gelirlerimizin ciddi miktarda düşmesine sebep oldu. Bu durumun sizin gazetenizde de benzer bir durumda olduğunu ve abone ücretlerinin toplanmasında ciddi sıkıntılar yaşadığınızı biliyorum. Bizlerin şu durumda bazı harcamaları durdurmamız gerekiyordu. Bunun da ötesinde bazı resmi işlemlere de bir çare bulmamız gerekiyor. Eğer sorunlarımıza çareler bulabilirsek tekrar gazete basımına başlayabiliriz. Aksi takdirde internet ortamında yayınımıza devam etmek durumundayız. Özetle ifade etmek gerekirse mali sorunların ötesinde azınlık basınına yönelik sistematik baskı siyaseti beraberinde bir çok sorunun oluşmasına neden oldu. Bu da azınlık basınının mağdur olmasının temel sebebidir.

GÜNDEM: Millet gazetesi ve genel anlamda azınlık basınına yönelik bir süredir devam eden kovuşturma ve uygulanan cezaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun arkasındaki sebepler ne olabilir?

Cengiz ÖMER: Bu kovuşturma ve uygulanan cezaların, açılan davaların sebebi çok açık ve nettir. Bütün bunların gayesi azınlık basınını susturmak ve sindirmektir. Çok kısmi de olsa bunu başardıklarını söyleyebilirim. Bizler elbetteki azınlık basını olarak doğruları yazmaktan vazgeçmeyeceğiz. Ancak yapılan bu baskılar ve açılan davalar bazen öyle bir boyut alıyor ki bir gazeteci olarak şunu düşünmeye başlıyorsunuz; “Acaba haftaya yağmur yağacağını yazsam toplumda kargaşa yaratmış olur muyum? Bu da mahkemelik olur mu?” Yani kısacası azınlık basınına açılan davalar öyle acayip gerekçelere dayandırılıyor ki kendinizi başka bir dünyada veya hayal aleminde hissediyorsunuz. Bir azınlık gazetecisi azınlık haklarını dile getiremeyecekse buna artık denilecek birşey yoktur. Ülkedeki ekonomik krizin ırkçılığın yükselmesine sebep olduğu ve toplumu tehdit ettiği bilinmektedir. Azınlık basını olarak bunu biz yazdığımızda bu kovuşturma konusu olabiliyor. Ulusal Yunan basını en sert şekilde yönetimin yanlışlıklarını eleştirdiği ortadayken azınlık basınına yönelik yapılan bu baskılar düşündürücüdür.

GÜNDEM: Şahsınıza yönelik bir soruşturma devam ediyor. Bu konuyla ilgili bilgi verirmisiniz ve bu olayı nasıl yorumluyorsunuz?

Cengiz ÖMER: 9 Mayıs’tan itibaren İskeçe Emniyet Teşkilâtı’na ifade vermek üzere girip çıkıyorum. Teşkilât bünyesindeki Devlet Güvenlik Birimi’nde savcı emriyle sorgulandım. Düşünün ki, 21. yüzyılın AB üyesi Yunanistan’ında savcı emriyle devlet güvenlik memurları bana ‘Sen Lozan Antlaşması’nda Batı Trakya’daki Azınlığın Müslüman Azınlık olduğunu bilmiyor musun ki, gazetendeki yazılarında ısrarla Türk Azınlık diyorsun!’ diye soru soruyor. Bana göre sorgulamanın en can alıcı sorusu, ‘Azınlığa ve özellikle Pomaklar’a neden Türk diyorsun?’ sorusuydu. İlgili birimdeki sorgu memuru bana bunun kanunlara aykırı olduğunu, bu şekilde insanları birbirine düşürdüğümü, ülkesini seven insanların öfkesini üzerime çekmeye zorladığımı söyledi.
‘Sen Yunanistan’da yaşıyorsun, Azınlığın Türk olduğunu yazmaya hakkın yok. Bu, kargaşaya neden olabilir’ telkininden sonra, Yunanistan’da yaşayan bütün Yunan vatandaşlarının, Yunan olduklarını söylemek zorunda olduklarını öğrenmiş oldum. Emniyete sorgu için değil de telkin için çağrılmış gibi hissettim. Emniyet memuru bana, ‘Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu diye bir kurul yoktur, olamaz, yasaktır. Öyle deme…’ diye konuştu.
Komik, ama gerçek… Ve buna benzer daha birçok komik, ama gerçek soru ve ‘telkinlerle’ karşılaştım. Sanki devlet beni oraya hizaya getirmek için çekmişti. Bana Yunanistan’da nasıl Yunan olunması gerektiği hususunda ders veriliyormuş gibi hissettim. “Türkiye güçlü ve bölge barışı için önemli bir ülkedir, demekle askeri açıdan güçlü olduğunu mu kastediyorsun?” sorusu yöneltilince şaşırdım. Sanki bana çok sevdiğim, askerliğini yapıp vergisini ödediğim ülkemde, bana hain muamelesi yapılmaya çalışılıyordu. Türk demenin, Türkiye büyük bir ülkedir, demenin neresi yanlış veya ihanet, anlamakta zorluk çekiyorum.
Osmanlı Balkanlar’dan gideli barış da gitti, derken Batı Trakya’da barışın olmadığını mi kastediyorsun, şeklinde soru yöneltenler, Balkanlar’da yaşanan Bosna trajedisini bir suçluluk psikolojisiyle örtbas etmek istiyormuş gibiydi.
Bunlar bana sözlü olarak başlıca sorulan sorulardı. Emniyette biraz tartıştıktan sonra sohbetin tatsızlaştığını farkettim. Bu yüzden zaten daha nahoş diyaloglara mahal vermemek için en baştan ifademi yazılı olarak vermek istediğimi belirtmiştim.
Aslında beni şikâyet eden avukat Yalaoğlu’nun iddianamesinde yukarıdaki soruları sorduracak ve beni “millî tehlike” olarak gösterecek yığınla “işaret” ve “ipuçları” sunuluyor, ama iddianamenin asıl suçlamaları benim son parlamento seçimlerinde Azınlığın hassasiyeti olan milletvekilsiz kalınmaması için A. HACIOSMAN ve H. ZEYBEK’e destek olunması gerektiğini belirten 329 sayılı Millet’teki yazımda ve T.C. Başbakan Yrd. B. Bozdağ’ın ziyaretini konu alan 345 sayılı gazetedeki yazımda yer alan bazı ifadelerime dayandırılıyor. Yalaoğlu, birinci yazıda beni seçim kanununa aykırı davranarak Hıristiyan adayların aleyhine ayrımcılık yapmak, ikinci yazıda ise Azınlığın iki dilli azınlık anaokulu talebini vurguladığım ve “devlet anaokulları dayatmasına” karşı geldiğim için beni devlete karşı gelmek, toplumu isyana teşvik etmek, ayrıca toplumu kargaşaya teşvik etmek, huzur ve barışı bozmakla suçluyor ve 5 yıla kadar hapsimi istiyor. İddianamede, Mustafçova Belediyesini iki dilli (Türkçe-Yunanca) Azınlık anaokulları talebiyle açıklama yapmaya zorlamakla da suçlanıyorum.
Batı Trakya Türk Azınlığı’nda Türk Azınlık mensuplarına karşı dava açmakla nam salmış avukat Yalaoğlu, hakkımda 5 yıla kadar hapis cezası öngören bir suçlama dosyası hazırlayarak beni savcıya şikâyet etmiştir. Bu şahıs, daha önce de Azınlığımızın önde gelenlerine, seçilmişlerine ve başkonsolosa da dava açmış biridir.
Görüldüğü gibi Yunanistan’da Azınlığa Türk demeyi, kendini Türk olarak ifade etmeyi, basın ve ifade özgürlüğünü engellemeye çalışan yasakçı bir zihniyetle karşı karşıyayız. Batı Trakya Türk Azınlığı, Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu, Pomak Türkleri ve Türkçe-Yunanca Azınlık anaokulları istiyoruz, demenin yasaklanacağı ve bu yüzden devlet güvenlik birimlerince sorguya çekileceğimiz bir dönem mi başlıyor? Eğer oyleyse, bendeniz bunun ilk örneğini teşkil ediyorum.

GÜNDEM: Sizce Batı Trakya Müslüman Türk azınlık toplumu ve kurumları azınlık basınına gereken desteği veriyor mu?

Cengiz ÖMER: Toplumumuzda okuyucu kitlesinin çok doyurucu olduğunu söyleyemeyiz. Ancak bu konuya ehemmiyet veren her kesimden insanımız elinden geldiği kadar hem takip etmeye hem de maddi-manevi desteğini sağlama noktasında gayret gösteriyor. Ancak şu andaki abone rakamlarının, bunu tüm azınlık basını için söylüyorum kesinlikle yeterli olmadığını söyleyebilirim.Yine de bugüne kadar destek veren soydaşlarımıza minnet ve şükranlarımızı arzediyoruz.
Azınlık kurumlarının azınlık basınına gereken desteği verip vermediği noktasında ise meseleye farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum. Bu noktada herşeyden önce kurumlararası bir koordinasyon eksikliği olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Bu koordinasyon eksikliği bizim kendi aramızda yani azınlık basını içinde de sözkonusudur. Sadece diğer kurumlarımızı suçlamayalım. Tabi bu konunun yanlış anlaşılmasını istemem. Kurumlarımızın çalışkanlığından şüphem yok ve bu noktada diyecek bir şeyim de yok. Kurumlarımız bu noktada gereken destek açıklamalarını yapıyorlar. Sağolsun İskeçe Müftümüz Sn. Ahmet Mete bizzat bürolarımıza gelerek İskeçe merkezli tek azınlık gazetesinin ayakta kalması için her türlü desteği vermeye hazır olduğunu ifade etti. Öte yandan DEB Partisi çok önemli ve manidar bir açıklama yayınlayarak desteğini ortaya koydu. İskeçe Türk Birliği’de bu konuda bir açıklama çıkaracağını tarafımıza iletti. Zannediyorum bu destek açıklamaları devam edecek. Her şeyden önemlisi okuyucularımızdan çok önemli ve duygulu destek mesajları alıyoruz. Özellikle İskeçe Balkan kolundaki Ketenlik Gençliği’nin kurduğu Ketenlik Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin açıklaması bizleri oldukça etkiledi. Destek veren herkese teşekkür ediyoruz. En kısa zamanda zorlukları aşarak bu desteklerden aldığımız güçle yolumuza devam edebilmek için her türlü imkanı zorlayacağımızı ifade etmek istiyorum.

GÜNDEM: Millet gazetesinin durumu ve azınlık basınının içinde bulunduğu durum hakkında son mesajınız ve söylemek istedikleriniz nelerdir?

Cengiz ÖMER: Hem gazetemizin hem diğer azınlık basınının içinde bulunduğu durumun oldukça içler acısı olduğu kanaatindeyim. Çünkü bu işin güçlüklerini çok iyi biliyorum ve şu anda diğer basın kurumlarının içinde bulunduğu durumu da tahmin edebiliyorum.
Temennim odur ki azınlık basınımız içinde bulunduğu güçlükleri en kısa zamanda aşar. Gündem gazetesi ile yürüttüğümüz ‘Azınlık Basınına Özgürlük’ kampanyası devam ediyor. Bu dayanışma ile başlayan sürecin bundan sonra tüm azınlık basınını ve kurumlarını kapsayacak şekilde devam etmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu mesele sadece Millet, Gündem veya azınlık basını meselesi değildir. Bu bir azınlık ve insan hakları meselesidir.

Azınlık basınına yönelik baskılar azınlığa yapılan baskılardır. Basın azınlığın sesidir. Ve bu ses kısılmak isteniyor. Azınlık olarak var olduğumuzu ve bundan sonra da var olacağımızı her fırsatta haykırmaya devam edeceğiz. Toplumun tepkisi bunu göstermektedir.
Ümit ediyoruz ki yönetim de toplumumuzun haklı sesine artık kulak verir ve azınlığımıza karşı uyguladığı haksız ve baskıcı yöntemlerden vazgeçer. Bizler de azınlık basını olarak baskı ve haksızlıkları yerine ülkemizin gelişmiş demokrasisini kaleme alalım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir