SORUMLULUK YÜKLEYEBİLMEK

Güncel Haberler

OLCAY KARAMAN  YAZDI

Yaşadığımız toplumun her geçen gün daha ilerilere gitmesini, daha üretken olabilmesini, daha insancıl bir yaşam ve düzen standardını yakalayabilmiş olmasını istemek ve hayal etmek suçlanmasa gerek.

İyi güzel hoş temennidir tabi’i ki; trafikte birbirine saygılı şoförleri görebilmek, sokağa tükürmeyen insanların olduğu bir şehirde, çöplerini yere atmak yerine çöpe atabilen insanların içinde yaşayabilmek…

Tabi’i ki hoş temennidir değil mi? Çok üreten, katma değer yaratan, birilerinin elinden gelecek üç kuruş yardım ile hayatını idame ettirmek yerine alın teri ile insanca çalışabilen ve bunu için kaygı ve sorumluluk duyan toplumun içinde yaşayabilmek!

Bu güzel temennileri söylemek hoş değil mi?

Peki ya bu temennileri hayal yerine, gerçekliğe nasıl taşırız sizce bu toplumda?

Bence çok basit. Birkaç metodu var. Önce çok istemek gerekir sadece benim, birkaç kişinin, bir zümrenin istemesi değil herkesin istemesi ya da büyük çoğunluğun istemesi gerekir elbette ve sonra çok çalışmak.

Peki, ne olacakta isteyecek bu insanlar başlarına taş mı düşecek sokağa çöp atmaktan vazgeçmek için, sokağa tükürmemek için yanındakinden dayak mı yemesi gerekecek!

Bence mesele şu, en büyük hastalığımız acıma duygumuz ve inancımız gereği aşırı duygusal bir toplum olmamız. Olaylara mantık ve gerçeklik düzleminden bakmak yerine, acıma duygusu ve eziklik duygusu ile bakmayı bırakacak bir anlayışın egemen olacağı bir toplum yapısını geliştirmemiz elzemdir.

Örneğin;

Özürlülere biraz maddi yardım ederek onları bir kenara iterek başarılı olmayız.

Onları üretken birer birey olarak eşit şartlarda ve aynı derecedeki hayat zorlukları ile mücadele edebilme gücü ve yeteneği kazandırdığımızda, kendi ayakları üzerinde durabilme ve yaşama kabiliyetini kazandırdığımızda en büyük yardımı yapmış olacağız. Ne bana, ne sana muhtaç kaldıklarında değil özgür olduklarında mutlu olacaklarını hesaplamalıyız.

Tüm canlılar gibi insanoğlu yaşadığı sürece yemek, içmek, giyinmek ve barınmak zorunda olan bir biyolojik canlıdır. Bu temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesinin yegâne çözüm şeklide bir şekilde üretim ekonomisinin içinde olmasındır. Başka bir alternatifi yoktur.

Böyle bir yaşamsal döngü içerisinde birilerinin rızkını kazanmak bir başkasının sırtına yüklenemez.

Örneğin;

Hiçbir sorumluluk sahibi olmadan üretimin içine katılmak yerine kendine acındırarak fakir edebiyatı içine gizlenen, taşı sıksa suyunu çıkaracak yaştaki insanlara genel sağlık sigortası altında yeşil kart vererek hem sorumluk duymaktan uzaklaştırıyoruz, hem de çalışıp didinen kendi geçimini sağlayıp sağlık primini namusuyla ödeyen insanları cezalandırıyoruz. Nasıl bir sorumluluk vereceğiz? Nerede bunun adaletteki yeri?

Dokuz buçuk milyon kişinin yeşil kartlı olduğu bir ülkede yaşamak bana ağır geliyor.

Her dört kişiden birinin çalışıp diğer üç kişiyi sırtında taşıması bana çokta adil, adaletli ve insanca gelmiyor.

Peki, nasıl yapacağız, üretken birer birey olmasını sağlayacak bir toplum yapısını? Daha okul yıllarında sorumluluk sahibi, sadece kendisini değil yaşadığı topluma karşı bir sorumluluğu olduğunu çocuklarımıza aşılayacağız. Bu düşüncelerimizi etrafımızla paylaşacağız, konuşacağız tartışacağız, fikir üreteceğiz, yazacağız, çizeceğiz. Sadece evden işe giden akşam olduğunda televizyonun karşına geçen birer robot olmak yetmiyor çağımızda. ’Daha çok sorumluluk alıp sorumsuzları sorumluluk sahasının içine çekmeye çalışacağız.’’ Acımak yerine mantıklı çözüm yolları geliştireceğiz. Susmak yerine, düşünmek ve söylemek, söylemek yerine uygulamak başarının anahtarıdır.

Bir yerden başlamak gerekir. Unutmayın ki ‘’Başlanmış iş, bitmiş iştir.’’

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir