Müsilaj (Deniz Salyası) Denizlere Yapılan Kimyasal Ya Da Biyolojik Bir Saldırı Mı?

Güncel Haberler

Prof.Dr.İ.Hamit HANCI*- Av.Alp ASLAN**

*Ankara Üniversitesi Tıp Faültesi Adli Tıp A.D

** Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü Doktora Öğrencisi

Denizlerimizde yaşanan son Musilaj felaketinden sonra bir çok bilim çevresi olaya müdahil oldu ve pek çok saygın ekolojik yorumlar getirildi.

Biz Adli Bilimciler olarak olaya farklı bir açıdan bakmaya karar verdik ve öncelikle kendi içimizde bir beyin fırtınası oluşturduk. Konuyla ilgili çıkan bilimsel çalışmaları inceledik. Sonuçta aklımıza yeni sorular getiren bir komplo teorisi ortaya çıktı.

Öncelikle Müsilaj nedir onu bilmekte fayda var.

Marmara Denizi 2010  Sempozyumu’nda Aktan ve Arkadaşlarının “MARMARA DENİZİ’NDE MUSİLAJ OLUŞUMU” isimli bildirlerinde Musilaj’ı “Son yıllarda insan etkisi altında kalan kıyısal alanlarda dikkati çeken planktonik ve bentik algal artışlardan kaynaklanan organik materyalin yoğun birikimi sonucu gelişen çevresel sorunlardan birisidir”

Yani mealen, plankton ve algler gibi tek hücreli deniz canlılarının fizikokimyasal ya da biyolojik etkilerle aşırı çoğalması , buna mikroorganizmaların ilave olmasıyla meydana gelen sümüksü, yoğun ve yapışkan bir yapıdır.

Organik atıkların deniz içinde yeterince  seyrelmemesi ya da bunun ve sekteye uğraması sonucu oluşmaktadır

 Bentik bölge, ise nehir, okyanus, göl veya gölet gibi herhangi bir deniz veya tatlı su kütlesinin dibinde bulunan , tortu yüzeyini içeren ekolojik bölgedir. Bu alan denizde sahilden başlayıp okyanusun en derin yerlerine kadar tüm deniz dibini içermektedir.

1800 yılından beri gözlenen deniz salyası oluşumu, 1990’lı yıllardan itibaren

özellikle Akdeniz kıyılarında insan baskısının görüldüğü kıyısal alanlarda daha fazla görülmeye başlanmıştır

Marmara Denizi 2010  Sempozyumu’nda gerek Aktan gerekse Altuğ ve arkadaşları Müsilaj sebebi olarak  Organik materyallerin artması ve Sıcaklığın bu canlıların üremesi için uygun seviyeye ulaşmasını göstermektedirler.

Bu ön koşullara akıntı-rüzgar gibi su hareketlerinin azlığının da eklenmesi olayın görünür hale gelmesine yol açmaktadır.

Arıtma Tesislerinin çalışmaması, Gemilerdeki Balast tankları ve sintine sularının boşaltılması, aşırı kimyasal gübreleme, batık gemiler, Meksika körfezi örneğinde gördüğümüz Petrol sızıntısı hep çeşitli etmenlerdir.

Bilimsel çalışmalar Marmara Denizi’nde mevsimsel bir geçişe denk gelen Nisan sonu-Mayıs başı dönemlerinde bir hafta kadar değişik etmenlerle hemen her yıl gözlemlenebildiğini göstermekte.

Ancak Marmara Denizi’nde günümüzde yaşanan müsilaj sorununun hem zaman olarak uzunluğu, hem de kapsadığı alan olarak genişliği ve yoğunluğunu göz önünde bulundurulursa , mevcut sorunun doğal döngünün dışındaki problemler nedeniyle oluşup oluşmayacağı sorusu akıllara gelmekte.

Mevsimsel ve doğal olan müsilaj sorunundan çok daha uzun süre ve büyük yoğunlukta oluşan mevcut durumun belirtilen sebeplerdeki değişikliklere bağlı olup olmadığına dikkat edilmelidir.

Son günlerde yaşanan olağanüstü bir sıcaklık artışı, organik deşarjları tetikleyebilecek deprem, heyelan , büyük deniz kazaları, petrol sızıntıları gibi durumlar bilindiği üzere mevcut değilken, bu deniz salyası nasıl oluşmuştur.

Bilimsel çalışmalar, İstanbul atık sularının çok büyük oranının yalnızca ön arıtmadan geçirilerek yani biyolojik arıtma yapılmadan Marmara Denizi’ne derin deniz deşarjının yapıldığı görülmektedir. Marmara’nın dip akıntısı ile Karadeniz’e aktarılacağı düşünülen bu atık su yönetimi her şeye rağmen Marmara Denizi’nin dibinde büyük bir kirlilik birikimine sebep olmaktadır. Buna Tekirdağ, Yalova, İzmit ve kısmen de Çanakkale’nin atık sularının deşarj sonucu eklenmesi  Marmara’daki yoğun kirlilik yükünü göz önüne sermektedir.

Bu durum ekolojik açıdan en kısa zamanda ele alınmalıdır.

Tabi ki bilimsel görüşlere göre Marmara Denizi’ndeki kirlilik, yanlış atık su arıtma politikalarından ötürü ciddi şekilde artmıştır ancak mevcut durum bunla açıklanabilecek midir?

Adli Bilimciler olarak Müsilajın içeriğinin analiz edilmesi ve olağan dışı mikro organizmalar araştırılması lazım diye düşünürken,

8 Haziran 2021   tarihli medya haberlerinde,İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü, Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalında Prof.Özdelice ve arkadaşlarının Marmara Denizi’nden alınan müsilaj örneği üzerinde yaptıkları  çalışmaları sonuçları açıklandı.

Özetle incelenen örnekteki  mikroorganizmaların ağırlıklı olarak E.Coli gibi evsel ,kanalizasyon kaynaklı olduğu belirtildi. Ancak iki önemli bilgi daha sunuldu Müsilaja neden olana Stres faktörlerinin belirlenmesiyle çözümün geleceği, ve bu olaya yol açan tek hücrelilerin araştırmasında diğer olağan rastlanan türlerin yanında dimetil süfür oluşumundan sorumlu Falasitis denilen enteresan bir tür daha tespit edildiği.

Şimdi Adli Bilimci olarak olayı ele alırsak bu durumdan kim fayda, kim zarar görür.

Zarar gören belli ülkemiz. Balıkçılık, Ulaşım, Turizm sektörlerimiz ve Ekonomimiz ciddi yara aldı. Olayın toksik (zehirleme) ve bulaşıcı hastalık boyutları ayrıca incelenmeli.

Fayda gören kim? Bu da araştırılmalı

Komplo teorisine dönersek, Marmara Denizi ve boğazlarda yoğun bir gemi trafiği mavcut.

Bu gemilerden Müsilaj oluşturabilecek bir mikroorganizma iyi niyetli yaklaşımla kazaen,

Kötü niyetli yaklaşımla kasten Marmara denizine bırakılmış olabilir mi?

Bakın sadece soruyoruz. Bir iddiamız yok. Kriminal incelemelerde önemli olan doğru yanıtları vermek değil doğru soruları sormaktır.

Günümüzde Covid 19 virüsünün bile genetiği değiştirilmiş bir laboratuvar virüsü olma ihtimali konuşulurken deniz salyasındaki mikroorganizmaların dışarıdan getirilmesi olasılığı neden göz ardı edilsin.

Benzer komplo teorileri Balon balığı için de gündeme getirilmişti.

Başka sorular;

Son zamanlarda yabancı araştırma gemisi trafiğinde artış var mıdır?

Marmara Denizinde saptanan Doğal gaz sızıntısı mevcut mudur?

 Bu durum Mavi Vatan Projesini, denilerde ve Gaz/Petrol arama çalışmalarını nasıl etkileyecek?

Mikroorganizmaların yayılması durdurulamaz ve Karadeniz e yayılırsa Karadeniz’de biyolojik acil durum yaratılıp, “bilimsel amaç” la pek çok gemi Karadeniz’e girebilir mi?  Montrö sözleşmesi etkilenebilir mi?

Karadeniz’de 100 metreden sonra çözünmüş hidrojen sülfür olması nedeniyle , Müsilaj bunu yüzeye taşıyacak fitil olabilir mi? Hem beslenip hem de yüzeyi bitirebilir mi?

Müsilaj bir besiyeri olarak  bakteri ve virüs çekebilecek nitelikte olduğundan, salgın hastalıklara neden olma riski var mıdır?

Bu *müsilaj* ın organik düşmanı var mıdır? Yoksa bir Tasarım mıdır?

Deniz dibindeki canlı türlerinin ve sedimantasyonun kıta sahanlığı tespitinde önemli olduğu göz önünde tutulursa, kıta sahanlığı sorunumuz olan ülkelerle ilişiklerimiz nasıl etkilenecektir? (Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi kapsamında Birleşmiş Milletler Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu “Commission on the Limits of the Continental Shelf (CLCS)”  Sediment kalınlığının %1’e kadar uzandığı alanı kıta sahanlığı olarak kabul ediyor).

Bu konu pek çok bilim disiplinin bir arada çalışmasını gerektiren bir durum gibi gözüküyor.

Başta Biyoloji, Deniz Bilimleri ,Tıp, Toksikoloji, KBRN,Jeopolitik, Hukuk, İstihbarat, Ekonomi, Kimya ve yazamadığımız daha pek çok disiplin

2000’de Marmara Denizi ile ilgili bir sempozyum yapılmış müsilaj hiç geçmemiş.

Marmara Denizi’nde 2007’de yaşanan müsilaj olayından sonra yapılan 2010’daki Marmara Denizi Sempozyumu’nda dört bildiri yapılmış, 2015’deki sempozyumda sadece 1 bildiri yapılmış, 2017’deki 3. Sempozyumda ise sadece kelime olarak bir kere geçmiş.

Görünüyor ki bu olay eğer bir tasarımsa hazırlıklı olmadığımız bir Biyolojik saldırıyla karşı karşıya olabilir miyiz?

Klasik KBRN bakış açısında ele alınan Şarbon , Çiçek gibi bakteri ve virüslerin yanında acaba parazitler, mantarlar, tek hücrelilere karşı da savunma sistemleri geliştirebilecek alt yapıyı oluşturabilecek miyiz?

Dedik ya bunların hepsi Komplo şeysi :))