SON DAKİKA

Keşan Haber
Keşan Gardenya Çiçekçilik

Balkanları yalnız bıraktık

Balkanları yalnız bıraktık
Bu haber 27 Eylül 2023 - 9:00 'de eklendi ve 36 kez görüntülendi.

Ne demişti ünlü bilim insanı Einstein? “Ön yargıları kırmak atomu parçalamaktan da zordur.” Aradan uzun yıllar geçmiş olmasına karşın tümüyle katılıyorum.

Bir akademisyen olarak pek çok canlı örneğine hem akademik dünyada ve hem de turizm alanında tanık olduğumu söyleyebilirim.

Hatırlayınız. Turizm serüvenimizin ilk adımlarında yerel halkı yani kendi vatandaşlarımızı, doğrudan ya da dolaylı yollarla, turizmin dışında bırakmak için yaratıcı projeler üretmiştik. Her ilgili kendi nedenini kendisi üretebilir ya da bana katılmayabilir. Ayrıntısına girmeyeceğim. Bu giremeyeceğim anlamında alınmamalı.

Oysa turizmin yerel halk ve onun türevleri üzerine oturduğu evrensel bir gerçek.

Turist denince aklımıza öncelikle Alman, İngiliz, Fransız gibi Avrupalıların geliyor olması da kıramadığımız bir önyargı gibi geliyor bana. Bugün gelmelerini dört gözle beklediğimiz Ruslar bile, Avrupalı olmalarına karşın, bu ön yargıyı kırma durumunda kalmadılar mı?

Balkan ülkeleri, Azerbaycan, Pakistan gibi kardeş seviyesindeki ülkeler ise bu önyargıyı henüz kırabilmiş değiller. Resmen turizm portföyümüzde yoklar…

Turizmi salt ekonomik bir etkinlik olarak görmenin kaçınılamaz bir sonucudur bu. Oysa turizm yaşamın her bileşenine, her noktasına dokunan bir sektördür. Sektörün 50-100 sektöre destek olduğunu ileri suren turizm kanaat önderlerinin turizm sektörünün en azından aynı sayıdaki faaliyet alanı tarafından desteklenmekte olabileceğini akıl edememesi şaşırtıcı.

Balkanlar yaklaşık dört yüzyıl Osmanlı yönetimi altında kalmış ve onun kültürünü (olumlu ve olumsuz yönleriyle) yakından tanımış ülke ve insanlardan oluşuyor. Bizim ile köklü benzerlikleri ve bağları olan ülkeler. Bir başka ifade ile, turizmimizde (yerel, uluslararası) önceliği olması gereken ülkeler.

Yıllar önce (25-27 yıl) Makedonya’da iş yapmak için bulunan bir arkadaşımdan duymuş ve hayretler içinde kalmıştım. Dediği özetle şu idi; hemen herkesin evinde bir Türk bayrağı bulunmasına ve Türklere yakın hissetmelerine karşın, orada bulunduğu üç yılı aşkın süre içinde hiçbir Türk görevli ve yetkilinin bu insanlarla ilgilendiğine tanıklık etmemişti. Aksine, Yunan yetkililerin bu insanlar ile yoğun ilişki içinde oldukları, Türkleri kötüledikleri ve kendi propagandalarını yaptıklarını gözlemlemişti.

Aşağı yukarı aynı yıllardan başlayarak sıklıkla Yunanistan’ın farklı coğrafyalarını ziyaret etme, yunan halkı ile ilişki kurma durumum olmuştu. Ön yargıların aksine, çoğu bilimsel nitelikli bu toplantılarda başta meslektaşlarım olmak üzere karşılaştığım tüm Yunanlı dostlarımdan çok yakınlık ve sevgi gördüğümü söylemeliyim. Daha ilk ziyaretimde birbirimize ne denli benzediğimizi keşfetmekten büyük keyif almıştım. Daha sonraları ziyaret ettiğim diğer Balkan ülkelerinde de yaşadım benzer bir keyfi.

Bunun benim kişiliğimle ilişkili bir şey olduğunu sanmıyorum. Ünlü tarihçimiz Prof. Dr. Halil İnalcık, bunun Osmanlı yönetimi tarafından Hıristiyan reayaya uyguladığı hoşgörülü siyasetin (istimalet) bir sonucu olduğunu ileri sürüyor. İnalcık, Osmanlı fetihlerinin “yalnız kılıçla değil belki de daha çok istimalet denilen uzlaştırıcı bir politika neticesinde gerçekleştirildiğini” ifade etmektedir. Osmanlıların fethettikleri bölgelerde yerli Hıristiyan ahaliyi himaye etmek, haklarını iade etmek, dini serbestlik vermek ve vergi muafiyeti tanımak gibi prensipler mutlaka tatbik ediliyordu. Bölge halklarının yüzyıllar süren Osmanlı hakimiyetinden sonra kendi inanışlarını devam ettiriyor, kendi dilleriyle okuyup yazıyor olmaları bu hoşgörü kültürünün kanıtıdır.

Eğer Türk turizmi, turizm olgusunu ekonomik olduğu kadar sosyal ve politik boyutları da olan bir olgu olarak düşünebilseydi çok daha güçlü, çok daha çeşitli, çok daha üretken ve çok daha mutluluk veren bir turizm anlayışı ve uygulaması mümkün olabilirdi. Balkan ülkeleri ile geliştirilecek turizm kökü yüzyıllara uzanan dostluk ve hoşgörünün pekişmesine yol açarak ülke siyasetine de olumlu katkılar sağlayabilir, bu ülkeler uluslararası sorunlarda Türkiye destekçisi olabilirlerdi. Bir Balkan ülkesi olan Yunanistan ile yaşamakta olduğumuz sorunların kökeninde, Balkan ülkeleri dışındaki güçlü ülkelerin baskılarının yattığı kolaylıkla görülebilir. İstiklal savaşımız bunun en canlı örneğidir.

Başta Balkan ülkeleri olmak üzere (batı dünyası ile aramızdaki konumu nedeniyle), yakın çevremizdeki ülkelerle turizm geliştirememiş olmak bugün yaşamakta olduğumuz ekonomik ve siyasi sorunlarımızın ağırlığı üzerinde çok derin etkilere sahiptir.

Balkan ülkeleri ile ülkemiz arasında turizmin geliştirilmesi sadece ekonomik anlamda değil, sosyal, kültürel ve siyasal anlamda da çok önemli kazanımlara gebe bir konudur. Önyargılarımızdan kurtuldukça turizm anlayışımız da değişecek, çeşitlenecektir.

Önyargıya inat bir de öngörü; eğer yıllar önce Balkan ülkeleriyle, başta turizm olmak üzere, yakın ilişki içinde olmayı akıl edebilseydik bugün Avrupa Birliği üyesi bir ülke olabilirdik. Özgüvenimiz ve demokrasi anlayışımızın da bugünkünde çok daha yüksek olacağı konusunda kuşkum yok. Turizmimiz çok daha çeşitli, çok daha dirençli ve karlı olabilirdi…

Yanılıyor muyum?

Prof. Dr. Tuncay Neyişci Köşe Yazıları - Turizm Haberleri

         Prof. Dr. Tuncay NEYİŞÇİ

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.





POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA